kitabimdakumlarvar

Okumak zamanla sınırlı, yazmak hayal gücü ile sınırsız

Gökyüzü suçlu

Yorum bırakın

Çalışmadığı hafta içi günlerde gezer, çarşıya gider, kahvehanede oturanlara uzaktan bakar geçerdi Ahmet. Bazen eski camiye, tepedeki kaleye çıkardı. Yukarıdan şehri izlerdi. Dağların arasında kalmış, düzlükte uzanan bir tarım bölgesiydi. Havası kuru, suyu soğuk, toprağı bereketliydi. Kalabalıkları kendine çekecek bir albenisi yoktu. Ya devlet memuruydu burada yaşayanlar, ya öğrenci ya da buranın eski yerlisiydi.

Bir gün yine eski şehre, kaleye çıktı Ahmet, caminin arka tarafına doğru yürüdü. Kendi etrafında sakince döndü. Arkasında cami, karşısında Kapı Dağı, sol yanında kale, ayaklarının altında çakıl taşlı, engebeli yol onu kendi dünyasından çıkardı bir anda. Kapı dağının duruşuna, mavi gökyüzü ile uyumuna, verdiği özgürlük hissine takılıp kaldı. Kendini sıkışıp kalmış hissettiği akademisyenlik çıktı aklından. Evrende sadece eliyle tutabildiği, gözüyle görebildiği şeyler vardı şimdi, gerisi yok oldu bir anda. Kuşkuları, korkuları, umutsuzlukları kaybolup gitti. Gökyüzüne bakınca, şehrin üstünde hareket edince güçlü hissediyordu kendini. Onu İstanbul’dan buraya sürenler yoktu şimdi aklında. Umudunu çalanlar yoktu. Bir mavi gök, bir tanrının evi, bir de sığınacağı kale vardı. Kendini herkesten zengin hissetti o an. Aşağıdakilerin böyle bir lüksü yoktu. Onlar bilmiyorları  özgür olmanın ne olduğunu. Kaleye çıktıklarında yıkıntı görüyorlardı belki. Cami siyaset konuşulan bir yerdi. Başlarını kaldırıp gökyüzüne bakmıyorlardı. Cafe’de oturuyor, gündemi konuşuyor, hayatlarını komşularına, arkadaşlarına göre şekillendiriyorlardı. Hergün aynı şeyleri konuşmaktan sıkılmıyorlardı. Ahmet konuşamıyordu onlarla.

Şimdi burada olmak en güzeliydi. Hatır için bile olsa, kimseyle konuşmasına gerek yoktu. Konuşmadan anlıyordu onu gökyüzü. Kalbini açmasına izin veriyordu, huzur veriyordu. Oksijenden sarhoş oldu. Ayrılamıyordu kalenin yanından. Yolun kenarına oturup güneşin batışını izlemeye başladı, uzun uzun baktı. Sonra bir anda arkadan bir ses duydu. Çan sesiydi bu. Ya da çıngırak mı demeliydi. Kafasını çevirdi, keçi sürüsü geliyordu arkasından hızla. Hayvanları görünce korktu. Yerinden kalkmaya, doğrulmaya çalıştı. Ayağa kalkana kadar sürü hızlandı Ahmet’e doğru ve çarptı. İlk başta ayağı kaydı, vücudu kenardan aşağıya sarktı. Az önce oturduğu yere şimdi iki eliyle tutunuyordu. Sürünün arkasından gelen çobanı gördü. Seslendi Ahmet ama çobanın aklı başka yerdeydi. Keçiler hızla camiye doğru koşuyorlardı, hayvanlara bir şey olmasın diye, camiye girmesinler diye o da onların peşinden gidiyordu. Ahmet’i görmedi.

 

 

 

Yazar: Dilek

Okumayı, yazmayı, gezmeyi, yürümeyi, yüzmeyi, insanları gözlemlemeyi, yemek yapmayı severim. Değişimin kendisi olmak, hep daha iyiye doğru ilerlemeye çalışmak idealim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s