kitabimdakumlarvar

Okumak zamanla sınırlı, yazmak hayal gücü ile sınırsız

Uzaktan görünen

2 Yorum

Çok sık duyduğum, kulağıma ara ara çalınan sözlerden biri: ‘ya içindesindir çemberin, ya dışında’.

Den Haag’ın sahili Sheveningen’de otururken tam da böyle hissettim. Ya içindeyim olayların, etrafıma bakınıp soğuk kanlı olamıyorum ya da dışındayım ve hayat çok basit görünüyor. Yaşadıklarımız aslında hep birbirini tekrarlayan şeyler oluyor.

Fotoğrafta az ileride yürüyen ikili ne iş yapıyor olabilir? Hangi işi yaparlarsa yapsınlar haftasonu ancak sahilde yürümeyi tercih ediyorlar. Belki bütün hafta boyunca tek molaları bu? Bilemiyoruz, ama özeniyoruz. Çünkü rahat görünüyorlar. Hollanda’da yaşayan birinin ne sıkıntısı olabilir ki? Olamaz. Onların hayatı güzel, düzenli, toplumsal değerleri var. O yüzden biz ne yapıyoruz, oturduğumuz yerden yabancı ülkelerde yaşayanlara özeniyoruz. Bir gün işi bırakıp dünyayı gezme hayallerine kapılıyoruz. Hepsi neden? Sadece özenmekten. Her geçen gün birinin işi bırakıp dünyayı gezdiğini ve bunun herşeye değdiğini gazetelerde, bloglarda okuduğumuzdan. Türkiye’den kalkıp tek yön Güney Amerika bileti alıp, hostellerde, sokaklarda yatıp bitlenmek, işimize gidip gelmekten daha tercih edilesi oluyor. Çok insan gördüm, çok insan tanıdım diye anlatıyorlar dönünce. Türkiye’de çalıştığı şirketteki çaycı ile sohbet etmeyen adam bir anda dünya ile barışıyor. İnanalım mı?

Soruyorum, sizi Türkiye’de kim alıkoyuyor insanlarla tanışmaktan? Kim engelliyor dilencilik yapan adamla sohbet etmenizi? İlla ki anadilini bilmediğiniz bir ülkede sürünmeniz mi gerekiyor? Kendi nefsinizi ölçmek için bir süre Starbucks’tan uzak durmayı denemek daha mantıklı olmaz mı acaba? Vücuda pek de faydası olmayan kremalı kahvelerden vazgeçseniz psikolojiniz değişir belki?

Başladığım konuya geri dönecek olursam, Hollandalıların rahatlığı, herşey kontrol altında tavrı bana kendimi rahat hissettiriyor. İnsanların sürdükleri hayat, yaptıkları iş için olması gereken eğitimi aldıklarını, daha fazlasını da kişisel gelişimlerini destekleyecek spor klüplerinde ya da sosyal derneklerde geliştirdiklerini düşünüyorum. Mutluluklarının sırrı kafaya takmamaları. Halbuki biz dizi izleye izleye ancak ne entrikalar dönebilir bunu öğreniyoruz. Basit bir olayı 3×90 dk.’lık dizide izliyoruz. Beynimizi uyuşturuyor, ruhumuzu negatif düşüncelerle zehirliyoruz.

Sheveningen’de sahilde kitesurf yapan insanların, yürüyenlerin hepsi neden huzurlu duruyor? Kendinden emin, o anda tam olarak yapmak istediği şeyi yapan insanlar görüyorum. Konuşsak belki sıkıntılarına dair birşeyler sezebilirim. Fakat sıkıntılarını anlatırken bile kendilerini küçültmeden konuşacaklarını düşünüyorum.

Sağlık problemleri ile boğuşanlar, çocuğu hasta olanlar, işini kaybetmek üzere olanlar…Aynı sorunlar mutlaka var. Nasıl oluyor da içinde bulundukları durumu bu kadar rahat, kaygı hissini vurgulamadan, duygusallaşmadan dile getiriyorlar. Ve biz…sıkıntılarımızı nasıl da abartıp anlatıyoruz. Nasıl da zihnimizi mutsuz olduğumuz konulara odaklıyoruz? Gündüz sevmediğimiz işte çalışırken internette bol bol vakit geçirip, olması gereken performansımızın çok çok azını gösterip, sonra terfi bekliyor, terfi gelmeyince mutsuz oluyor, etrafımızdakilere hırsımızdan dünyayı dar ediyoruz. Bir kendimize gelebilir miyiz lütfen? Biraz işimize, kendimize saygımızı arttırmak için uğraşabilir miyiz? Ben artık her gün işini bırakıp Hindistan’a, Amerika’ya gitme hikayelerini duymaktan sıkıldım.

O kadar kilometre kat etmek yerine yapılması gereken çok basit bir şey var. İnterneti kapatıp, doğada vakit geçirmek, eve gelince de aynaya bakmak. Hindistan’a gitmişsin, elinde iphone’la insanların fotoğrafını çekip paylaşmanın derdindesin. Ne anladım ben bu kendini bulma yolculuğundan? Birlikte fotoğraf çektiğin teyze zaten derdini anlatamıyor, hayat felsefesini sana aktaramıyor. Aktarsa kaç yazar, gelip gene maaşlı bir işe gireceksin. Hindistan’da kendini bulmaya gittiğinde sonunda içindeki özgür, hırslı, dizginlenemez ruhu bulmayacaksın muhtemelen. Ancak biriktirdiğin üç kuruşu ser sefil birkaç ay geçirmek için harcayıp, geldiğinde işsiz kaldığında da sefilleri oynayacaksın. Değecek mi?

Kimse gitmesin, herkes evinde otursun demiyorum. Ruhunda olan gene denesin. Yalnız bir zahmet şu işi özenilecek bir şey, bir kendini bulma hikayesi gibi anlatmayın. Biraz gerçek olun. İnsanın kendini bulması yol gitmekle değil, ruhuna iyi gelmeyen şeyleri kendinden uzak tutmakla, kendi içine dönmekle olur. Yoksa ülkelerin gümrük kapılarında beklemenin, kendi kendine macera yaratmanın ne faydası olacak? İstanbul’da bir alışkanlıktan veya bir bağımlılıktan vazgeçmeye çalışmak da bence kendini bulma yolunda yeterli alıştırmayı sağlayabilir. O yüzden şimdi,

sakin olun ve karşınızdaki özenti seyahat bloğunu bir kenara bırakın.

Memleketinizden kaçış yok. Nereye giderseniz gidin, kendinizle barışmadıkça huzur yok.

Hayat bu açıdan bakınca çok kolay.

 

 

Yazar: Dilek

Okumayı, yazmayı, gezmeyi, yürümeyi, yüzmeyi, insanları gözlemlemeyi, yemek yapmayı severim. Değişimin kendisi olmak, hep daha iyiye doğru ilerlemeye çalışmak idealim.

2 thoughts on “Uzaktan görünen

  1. “Ya içindesindir çemberin ya dışında” Yeni Türkü’nün bir şarkısı 🙂 Yazıyı ve kendini ifade edişlerini çok beğendim…

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s