kitabimdakumlarvar

Okumak zamanla sınırlı, yazmak hayal gücü ile sınırsız

Deney

Yorum bırakın

Geçen yıl bugünden bakınca, önümde planlanmış, ne öğreneceğimi çok merak ettiğim bir eğitim vardı. Adı ‘Gruplarda Etkili Olmak’tı. Almanya’da çalışmaya başladığım andan itibaren yabancı dil konuşmaktan oluşan eksikliği hissediyordum. Daha doğrusu yabancı dilde kendimi her zaman istediğim gibi ifade edemiyordum. Sanki Türkçe konuşurken her işimiz, her toplantımız istediğimiz gibi yürüyordu da, almancaya gelmişti sıra. Şimdi, üzerinden 1 yıl ve bir dolu başka olay geçtikten sonra olaylara daha farklı bakıyorum. Fakat o zamanlar bu eğitimde bulunduğum ortamdaki etkimi arttıracak çeşitli metodlar öğreneceğimi umarak eğitime katılmak istemiştim. Eğer etkili olmak öğretilebiliyorsa, şimdiye kadar neden duymamıştım yöntemin ne olduğunu? Safça ama eğitimin adını düşündükçe bir sırrı öğrenecekmişim gibi hissediyordum. Eğitim otel olarak da kullanılan bir manastırda planlanmıştı. Bu yüzden de ayrıca ilginçti. Almanya’ya taşınmamdan 2 yıl sonra bir manastırda konaklamak beni bu ülkeye ve kültüre biraz daha yaklaştıracaktı. Eğitim gününün gelmesini sabırsızlıkla bekliyordum. Noel tatilinin hemen öncesinde bir hafta eğitime gidecek olmak, tatili erken başlatmak gibi bir şeydi. İdeal planlama olmuştu uzun tatil öncesinde.

Eğitimin yapılacağı manastır, evimizden trenle yaklaşık 2,5 saat mesafedeki Neresheim’daydı. İş arkadaşım buranın adını duymamıştı bile. Çölün ortasında bir yerdir kesin diyordu. Neresheim’a gitmek için sabahın köründe hızlı trenle önce Stuttgart’a, oradan da bölgesel trenle Neresheim’a gidecek, orada eğitime katılacak bir başka kişi ile buluşup, onun aracıyla manastıra çıkacaktık. Daha önce hiç manastırda konaklamadığım için, beni neyin beklediği konusunda meraklıydım. Lüks olmadığı kesindi ortamın.

Uzun sabah yolculuğunda herhangi bir sıkıntı yaşamadan oldukça erken bir saatte Neresheim’a vardım. Christina adında bir arkadaş beni tren istasyonundan aldı. İnsanın karşılaşabileceği en nadide tiplerden biriydi. Yaklaşık 20 dk. süren yolculuğumuzda bunu biraz fark ettim. 20 dk. içinde özel hayatına ve iş hayatındaki hedeflerine hakim oluverdim. Eğitim yerine giriş yaptıktan sonra baktım, diğer insanlarla hemen konuşmaya başlıyor. Kendini anlatıyor, kendi doğrularını sıralıyor, herkesten yüksek sesle konuşuyor ve susmuyor! Susmuyor! Konu hep bir şekilde ona dönüyor. Bu davranış tarzı yüzden hikayemin bundan sonraki kısmında çok fazla adı geçmeyecek.

Başlangıç öncesi biraz muhabbet ettikten sonra, seminer salonuna girdik. 27 kişi için planlanmış bir eğitimdi ve 3 Moderatör vardı. Moderatörlerimiz, psikolog ve/veya pedagogdu. Moderatörlerin biri bunun tam olarak bir eğitim gibi olmadığını, bir deney olduğunu söyledi. Henüz bizi neyin beklediğinden gerçekten haberimiz yoktu. Klasik, kendini tanıtma faslından sonra, gruplardaki aktivitelerimizi sordular, not aldılar. Sonra olaylara bakışımızla ilgili 3 defa 3 farklı durum tanımladılar. Her aşamada 3 durumu 3 kağıda yazıp kartları odanın 3 köşesinde yere koydular, kendimizi hangi durumda görüyorsak oraya gitmemizi ve diğer kişilerle fikirlerimizi tartışmamızı istediler. Bu çalışma bütün öğleden öncemizi aldı.

Öğle yemeğinden sonra odanın içinde 27 kişi aynı anda dolanıp, kimin bize hangi enerjiyi verdiğine bakmamızı istediler. Sonra bir kez daha aynı şekilde odada dolaşmamız ve 9 kişilik üç grup oluşturmamız gerekiyordu. Grupların nasıl dağılacağını onlar söylemiyorlardı. Grup oluşturma ve kendi isteğimizle olması önemliydi, çünkü eğitimin geri kalanını bu grupla geçirecektik. Kimlerle aynı ekipte olmak istediğimizden emin olmamız gerekiyordu. Bu iş için istediğimiz kadar zaman kullanabilirdik. Sonunda herkesin bulunduğu yerden memnun olması, diğer grup üyelerini kabul etmesi şarttı.

Odada dolaştık, bir grup hemen kuruldu. Hemen 9 kişi oluverdiler ve sonra arada neredeyse hemen hiç gruptan ayrılan, diğer iki grupta şansını deneyen olmadı. 5 günü birlikte geçirmek söz konusu olunca, ben sevgili yol arkadaşım Christine’den, onun sempatik bulduğu soğuk bakan bir kişiden ve bir de eşinden 1 sene önce ayrılmış, boşandıktan sonra kendini yeniden bulma sürecinde olan 50’lik adamdan ve önceki çalışmada sözümü kesen Ulli adında bir tipik schwab’dan uzak durmaya çalıştım. Aynı grupta olarak kendime işkence etmek, sinirlerimi sınamak istemedim.

Kimin yanında kalmaya çalıştığımı, kimin varlığı ile kendimi güvence altına almak istediğimi hatırlamıyorum şimdi. Kimle birlikte olmak istediğimi bilmiyordum ama kimleri istemediğimi çok net biliyordum. İki grup arasında gittim geldim bir ara. Biri bizim gruptan ayrıldığında, yerine diğer gruptan birinin gelmesi gerekiyordu. Diğer gruptan biri geldiğinde, bu birbirini çok az tanıyan insanlardan diğer biri grubunu değiştirmek istiyordu. Bu şekilde kendimizi hangi grupta daha iyi hissettğimizi yer değiştire değiştire ölçtük, biçtik. Bana göre daha insani görünenleri tercih etmeye çalıştım. Öğle yemeğinde tesadüfen aynı masada oturduğum Nadine, Christian, Alex bana güven verdiler. Haklarında pek bir şey bilmesem de, yetişkin davranışında olduklarını görmek beni rahatlattı ve grubumu seçip kabullendim.

Grupları belirlememiz yaklaşık 1,5 saat sürdü. Bu grup bulma çalışmasının sonunda ne kadar zamanın geçtiğini duyunca şaşırdık. Bizim eğitimimizde grup bulmaya daha fazla zaman ayırmak olasılık dahilinde değildi, ancak grup bulmanın 3 güne kadar sürdüğü durumların yaşandığını öğrendik. Sonraki aşamada kendimize dert ortakları bulacaktık. Her günün sonunda saat 17:00-17:45 arasında her gruptan 1’er kişi ile oluşacak 3 kişilik bir başka grup ile vakit geçirecektik. Bu ikinci küçük grubu da belirledikten sonra, artık kendimizi rahat bırakabiliriz sanıyordum. Her grup için ayrılan odaya gidip, moderatörün anlatacaklarını dinleyebilirdik. Yorucu grup belirleme sürecinden sonra, bize eşlik edecek moderatörü de seçmemizi istediler. Moderatörlerin ikisi kadın, biri erkekti. Biz, sebebini bilmiyorum, kısmen daha yaşlı olan kadın moderatörü seçtik. Pedagogtu kendisi, Münih’ten geliyordu ve grubumdakilere daha güvenilir bir izlenim vermişti. Moderatör seçme sürecinde de, iki grup aynı kişiyi istemiş, uzlaşmak durumunda kalmıştık. Sonunda moderatörümüzü alıp, çalışacağımız odaya geçtik, oturduk.

Evet, odaya geçtik oturduk. Moderatörümüz hiçbirşey söylemedi. Sorduğumuz sorulara cevap vermedi. Ne yapacağımıza kendimiz karar verecektik. Konuşmak veya susmak bize kalmıştı. 9 yabancı insanla bir odaya kapatılmaktı bu. Önceden belirlenmiş mola zamanları vardı, bunun dışında oda dışına çıkıp başka bir aktivite yapmak söz konusu değildi. Sonunda bir yerden muhabbet etmeye başladık. Nerden başladığını tam kestiremediğimiz muhabbet zaman zaman hararetlendi, zaman zaman soğudu. Tek kelime söylemez olduk, sustuk. Akşam yemeğinden önce planlandığı gibi ikinci, yani 3 kişilik gruplarımızla buluştuk. Bu buluşma için de önceden belirlenen bir konsept yoktu. Farklı olarak sadece odaya kapanmak zorunda değildik. Ben benim gruptaki diğer iki kişiyi buldum ve manastırın etrafında yürüyüş yapmaya karar verdik. Zaten pek de bir alternatifimiz yoktu. Her ne kadar otel hizmeti verse de, internetin çekmediği, odalarda ve ortak alanda televizyonun olmadığı bir yerdi. Manastırın etrafında yürüyüş yaparken biraz kendimizle ilgili konuşup, çokça bulunduğumuz grupların ve organizasyonun eleştirisini yaptık.

Akşam yemeğinden sonra planlanmış 1,5 saatlik bir süre daha vardı 9 kişilik grubumuzla. Bu sürede bu kez diğer gruplardan aldığımız bilgileri paylaşma, konuşma şansımız oldu. Konuşacak bir konumuz oldu böylece.

Günlük program bittikten sonra tek aktivitemiz bulunduğumuz binanın alt katında, kiler denilen yerde vakit geçirmekti. İsmi ‘Keller’ yani gerçekten de kiler demişler, fakat bu oda giriş kattaydı. İçeride ağzına kadar bira, şarap ve diğer içeceklerle dolu bir buzdolabı, atıştırmalıklar ve masalar vardı. İşin enteresan tarafı, yediğimiz içtiğimiz şeyler ücretsiz değildi, ama başında bekleyeni de yoktu. Otele yerleşirken hepimize birer karne vermişlerdi. Ne yiyip içtiysek kilerden bu karneye işaretlememiz ve ödemesini otelden çıkarken yapmamız gerekiyordu. Öyle bir mekan yaratmışlar ki, dürüstlük sınaması sanki, kağıda ne içtiğini yazmak. Ve tanrının seni izlediğini hissettiğin, kendini aradığın bu yerde kimseye karşı değil, kendine karşı sorumlusun.

İkinci gün, bir önceki günün değerlendirmesini yaptık 27 kişilik grupta. Sonra kendi gruplarımıza çekildik ve bugün için belirlenen bir aktivite olduğunu öğrendik. Bu kez belirlenen sürelerde gruplar sırası ile birbirlerini izleyeceklerdi. Gruplarımızın adı A, B, C olsun. Önce A Grubu, gidip B’yi 10 dk. izleyecek, sonra C’yi izleyecek ve kendi odasına dönecekti. Daha sonra B ve C sırasıyla diğer iki grubu izleyecekti. Bu görevi yaptık. Neden yaptığımızı bilmiyorduk ama bu gözlemler sayesinde, kendimiz dışında bir şeylerden konuşabiliyorduk. Gün içinde yapacaklarımız için yine bir planlama yoktu. Moderatörümüz arada soru sorarak konunun devam etmesi için müdahale ediyordu. Fakat yine de tüm gün içinde 3 veya 4 cümleden öte geçmiyordu dahil oluşu. İkinci günün akşam yemeğinden sonra tekrar büyük grupla buluşacaktık. Öyle planlanmıştı. Normal 3 kişilik grubumuzla yine yürüyüşlerimizi yaptıktan sonra büyük salona geçtik ve yeni bir görev aldık o akşam için. Akşam için planlanan çalışmada kendi grubumuzu ve diğer iki grubu anlatan gösteriler yapacaktık. Bu pandomim olabilirdi, dans olabilirdi, resim olabilirdi…Herşey serbestti. Sunumumuzu ertesi gün yapacaktık. Bize bir görev verildiği için, uğraşacak, konuşacak birşeyimiz olduğu için mutluyduk. Grup olduğumuzu, birlik olduğumuzu hissettik. Gerçekten bu grupta olmak güzeldi. Diğer gruplar ne saçma şeyler konuşuyorlardı öyle! Bir grupta kafadan hafif çatlaklar toplanmıştı, diğer gruptakilerse çok burnu havada tiplerdi. Bizim grubumuz  en ideal, en güzel, en uyumlu gruptu.

Çarşamba günü sabah toplandık. Her grup kendisi ve diğer iki grup için sunumlarını yaptı. Grupların her biri kendi bir yanını ele alıp, grupla ilgili olumlu şeyler gösterirken, diğer iki grupla dalga geçecek, grup üyelerinin anlaşamadığını veya bir üyenin diğerlerini rahatsız ettiğini vurguladılar. Sonuç şaşırtıcıydı.

Gruplarımıza döndük, bu defa artık daha yakındık. İlk baştaki yabancılık, kibarlık maskesi yavaş yavaş kalkıyordu. Daha hararetli konuşmalar yaşıyorduk. Sonra susuyorduk. Kimisi gereksiz konuşmaktan, kimisi susma molalarından rahatsız oluyordu. Akşamları 3’lü gruplarda konuşmak rahatlatıcıydı, ancak o konuşmaların da kendi grubumuzu ele vermek olabileceğini yaşamıştık. Yine de akşam konuşmalarında diğer grubun ne konuştuğunu dedikodu bazında dinlemek çok ilginç oluyordu. Bir kişinin ettiği saçma laf, aslında akşam yemeği sonrasında kendi grubumuzla buluştuğumuzda herkes tarafından biliniyordu. Fakat bu defa duyduklarımızla ilgili konuşmuyorduk.

Çarşamba gecesi için yeni bir görevimiz vardı. Grubumuzla sonsuz bir süre ıssız adada yaşayacaktık. Grupça hayatta kalmak için görev paylaşımı yapmamız gerekiyordu. 8 kişi işleri öyle paylaşmalıydık ki herşey yolunda gitmeliydi. Önce dedik ki rolleri belirleyelim. Rolleri belirledik. Belediye başkanı, polis, balıkçı, aşçı, çiftçi, su tesisatçısı, danışman, itfaiye/güvenlikçi bulundurmaya karar verdik. Bu rollere karar vermek hiç mi hiç kolay olmadı. Uzun uzun tartıştık. Biri belediye başkanı olacağım diye tutturdu, diğeri ‘Napıyım ben 8 kişilik adada belediye başkanını, işe yarar bir görev bulalım!’ dedi. Esas tartışmada uzun süren kimin hangi rolü gerekli gördüğüydü. Sonra oylama yaptık. Kimin hangi rolde olması gerektiğini herkes kendi bakış açısıyla kapalı olarak yazdı. Oyları saydık. Rollerimiz üzerinde mutabakata vardık. Çok zorlu bir akşamdı. Bu tartışmadan sonra alt kata, kilere inip bir güzel içtik. Odama geldiğimde kendimi değirmende öğütülmüş gibi hissediyordum. Çarkların arasında yukarıdan aşağıya sürüklendim, işlendim. Psikolojim sınandı. Yukarıdaki fotoğrafı da bu zorlu gecenin akabinde, Perşembe sabahı çektim. Sonsuzluğun ortasında, tanımadığım insanlarla bütün gün bir odaya kapatılmıştım. Psikolojik bir sınavdı ve ağırdı. Konuşmakta, konuşmamakta zordu. Bu 5 günlük yolculuğun nereye varacağını bilmiyorduk. Perşembe günü sabah bir araya gelmek, o odaya gitmek istemiyorduk neredeyse. Sabah büyük grupta toplandığımızda zannediyorduk ki, bize ne planladığımızı soracak, şu doğru, bu yanlış diyeceklerdi. Hiç öyle olmadı. Büyük grupta toplandık, kendimizi nasıl hissettiğimizi, hangi rolleri düşündüğümüzü sorup, bizi odalarımıza yolladılar.

Odaya geldiğimizde ne konuşacağımızı bilmiyorduk. Yine konuşacak hiç bir konu yoktu. Bir süre sessizlikten sonra dün gece ile ilgili birbirimize geri bildirimde bulunmaya başladık. İşte bundan sonra olay çok enteresanlaştı. Bana bir konuda açıkça saldırdılar ama ben saldırıdan dolayı yıkılmadım, geri çekilmedim, içime kapanmadım. Bir başkası aldığı geri bildirim sonrasında çocukluğunda yaşadığı bir travmayı anlattı ve ağlamaya başladı. Sürekli taktığı maske olmadan, onunla vakit geçirmenin daha keyifli olduğunu söyledik. Gerçekten de öyleydi. Belediye başkanı olmak için ısrar eden, yönetici olmayı aklına koymuş 26 yaşında bir gençti. Hırslıydı, diline hakimdi ama diğer insanların ne hissettiğini zerre kadar önemsemeden onları maşa olarak kullanıyordu. Onu eleştirdik. Bu şekilde saatlerce birbirimizi yedik. Herkesin maskesi düşmüştü. Birbirimizin en gıcık en kötü yanlarını biliyor, değişmesi için kendisinin bunu görmesi için de yardımcı olmaya çalışıyorduk. Perşembe günü bir çözülme zamanıydı grup için. Artık birbirini yiyen değil, birlik olan bir gruptuk.

Cuma sabahı grubumuzun değerlendirmesini yaptık. Hangi gün kendimizi nasıl hissettiğimizi, kime kendimizi yakın hissettiğimizi çizdik. Sonra sevgili pedagogumuz bize gruplardaki gelişimin, hep bu gruptaki gibi olduğunu anlattı. Yani ilk başta mesafe oluyor, herkes birbiri ile iyi geçinmeye çalışır durumda bulunuyor. Zamanla anlaşmazlıklar çıkıyor, bu anlaşmazlıklar aşılıyor ve grup devam ediyor, bir süre sonra tekrar tıkanma yaşanıyor.

Bu açıklamayı duyunca uyandık. Olay metodu teorik olarak öğrenmek değildi. İşte böyle bir haftada kanımızda, canımızda hissetmiştik grupta etkili olmanın nasıl olduğunu ve bulunduğumuz ortamda diğer insanları nasıl etkilediğimizi. Grup olarak nasıl bir araya geldiğimiz ise muammaydı. Muhtemelen kendimize benzeyen kişileri seçmiştik. Ben en başından Christine ile aynı grupta olmak istemediğimi biliyordum. O yüzden o gruptan uzak durmuştum. Diğer gruptaki bir kaç tip çok burnu  havada gelmişti, onlarla da olamazdım. Bu ayrımı yaparken aslında çok farkında değildim. Eğitimi tamamlamadan önce bu konu üzerinde de düşünmemiz istendi. Açıkça, neden bazı gruplarda mutlu huzurlu olurken, bazılarında saçımızı başımızı yolmak istiyoruz almadım. Eğer grubun enerjisi bize uymuyorsa ister istemez bir ‘out stander’ oluyoruz. Mutlu olmak için yapmamız gereken şey bu anlamda aslında basit, fakat gerçekleştirmesi hep o kadar kolay olmuyor.

Ben kendi adıma aslında bildiğim ama net olarak ayırt edemediğim konuları bu eğitimde kavradım ve eğitimden mutlu ayrıldım. Benim için en büyük yılbaşı hediyelerinden biri  oldu, dayanıklılığımı görmem. Benim gibi pek çok kişi mutlu ayrıldı sanırım. Yine de, bazı kişilerin acı gerçekleri duyduklarını tahmin ediyorum. Aslında tam da bunu duymak için oraya gitmiştik. Çünkü etrafımızdaki insanlar bizi hep olduğumuz gibi kabul ediyorlar ve diğerlerinin bizi nasıl gördüğünü hiç bilemiyoruz.

Bu deney olduğunu bilmeden katıldığım deney, yolumu aydınlattı. Deneyin etkisinden, olanları düşünmekten ancak 1 ay sonra kurtulabildim ve aldığım geri bildirimleri hayatıma işledim.

 

 

Yazar: Dilek

Okumayı, yazmayı, gezmeyi, yürümeyi, yüzmeyi, insanları gözlemlemeyi, yemek yapmayı severim. Değişimin kendisi olmak, hep daha iyiye doğru ilerlemeye çalışmak idealim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s