kitabimdakumlarvar

Okumak zamanla sınırlı, yazmak hayal gücü ile sınırsız

Duyguların Simyası ve kitapları ödünç vermek

Yorum bırakın

Kitapları ödünç almak, vermek konusunda her dönem farklı bir yaklaşımım oluyor. Bazen kitaplığımda çok fazla kitap biriktiğini görüp bir kısmını evden göndermek istiyorum. Bir süre başka bir yerde durup günün birinde bana geri dönerler diye düşünüyorum. Seviyorsan bırak gitsin, dönerse senindir misali…Ama genelde geri gelmiyorlar. Bu yüzden son yıllarda kitaplarımı arkadaşlığımın kesin olarak devam edeceği kişilere vermeyi tercih ediyorum. Yine de bazen bir kitabı öyle seviyorum ki giderse gelmez, unuturum korkusuyla hiç kimseye vermiyorum. Bırakıyorum gözümün önünde dursun.

Bu duruma istisna olarak geçen yıl Barcelona’da yaşayan bir arkadaşıma Duyguların Simyası’nı göndermiştim. Yıllar evvel okuduğumda beni kızdıran, yoran şeylerde ısrar ettiğimi fark etmiştim ve okurken kendi içimde çözümlemelere ulaşmama yardımı olmuştu. Hem iş hem özel hayatta olayları daha nesnel algılamama, kişiselleştirmememe katkı sağlamıştı. Duygusal yük olan insanlardan vicdan azabı duymadan uzaklaşabilmiştim.

Bahsettiğim arkadaşım, sürekli aynı konulara takılıyor, geçmişte yaşadığı bir tecrübenin tüm algılarını, ilişkilerini, olayları yorumlayışını etkilemesine müsaade ediyordu. Aldatılacak, kıskanılacak ve onu çekemeyen insanlarla bir arada yaşayıp nefes almaya çalışacaktı. Türkiye’de yaşadığı durum henüz bir senedir yaşadığı şehirde aynen tekrarlanmaya başlamıştı. İstanbul’da yaşadıklarına tanık olmadığım halde kendi anlatımları böyleydi. Kendisi korkularını bilmesine, dile getirmesine rağmen aynını tekrar yaşadığını fark etmediği için bu kitabı ona göndermeye karar verdim. Olayları nesnel olarak görmekten çok uzaklaşmıştı. Etrafındakiler ‘hayır yok öyle bir şey’ dedikleri halde, ‘evet öyle’ diye ısrar ediyor, ‘İnsanlara katlanamıyorum, insanların aptallığına katlanamıyorum’ diyordu. [Kimin aptal kimin akıllı olduğuna neye göre karar veriyorsak (!?).]

Ben lafla anlatamadım olayları nasıl nesnel görebileceğini, yorumlar yapmaması gerektiğini. İstanbul’da bulunduğum sürede gidip yenisini alıp ona gönderecek vakti bulamadım ve Duyguların Simyası normalde İstanbul’daki kitaplığımda durduğu halde, ona göndermek için alıp Mannheim’a getirdim. Kitabı paketleyip bir notla Mannheim’dan Barcelona’ya gönderdim.

Peki sonra ne oldu? 

Postacı şehrin en merkezi yerindeki adresi bulamadı ve bir ay sonra kitap bana geri geldi…

Arkadaşıma kitabı elden verecek fırsatım da olmadı. Çünkü bir kaç ay sonra artık bunun basit bir ‘yanlış anlama’, ‘olayların üzerinde fazla durma’ probleminden daha fazla olduğunu düşünerek vaktimi yarı zamanlı psikolog olarak geçirmek istemediğime karar verip arkadaşlığımı bitirdim.

Şimdi kitabı rafta gördükçe gülüyorum ve arkadaşımı hatırlıyorum. O zamanlar kitabı tekrar incelemeden gönderecek kadar iyi biliyordum yardımı olacağını. Arkadaşım düşündüğü şeylere inanıyordu. Olayları birbirine bağlayıp, davranışların belirli bir yanını görüp birbiri ile bağdaştırarak, analiz ederek sonuca ulaşıyordu. Aşırı derecede sayısal ve soğuk bir insan, duygu analizi yapmaya kalkınca ortaya pek mantıklı şeyler çıkmıyor. Duygusal alışkanlıklarımız, çocukluktan gelen önyargılar, kalıplaşmış davranışlarımız, sahip olduğumuza inandığımız veya inanmadığımız nitelikler hepsi fikirlerimizi etkiliyor ve tarafsız bakamıyoruz olaylara. Duyguların Simyası olayları tarafsız algılayabilmek için ufak bir ışık tutuyor. Kitapta Janet Jackson’ın başarısızlık şeması da var, orta halli insanların ilişkilerindeki inançları da. Örnek olarak kitapta adı geçen şemalardan bazıları şöyle:

  • Dışlanma
  • Tehdide acık olma
  • Başarısızlık
  • Mükemmeliyetçilik
  • Unvan
  • Terk edilme
  • Yoksunluk
  • Boyun eğme

Gerçek hikayelerle  birlikte okuyunca dramatik gelmiyor kavramlar, etrafımızdaki insanları biraz daha anlamaya, empati kurmaya yardımcı oluyor.

Bu yazıyı yazarken kitabıma bakıp, altını çizdiğim satırları görünce aslında bu kitabı hiç bir zaman birine vermeye niyetim olmadığını fark ettim. Kitaplarımın ilk sayfasına aldığım tarihi ve yeri yazmak dışında ne altını çizerim ne de kenarına not düşerim. Altını çizmişsem eğer kesin başkasına vermeye niyetim olmadığındandır. Nasıl niyet etmişsem bu kitabı başkasına vermemeye, postacı Barcelona’da evi bulamadı… Şimdi gerçekten memnunum kitabımın bende kaldığına, altını çizdiğim yerleri görünce o zamanlar nasıl hissettiğimi ve bu satırların bana nasıl da hitap ettiklerini, hislerime aykırı gelen durumları nasıl da fark ettiğimi, sonunda içimden geleni takip etmek için destek bulduğumu hatırlıyorum.

Benim gibi insan davranışlarına ilgi duyan gözlemcilere Duyguların Simyası’nı öneririm. 

İyi pazarlar! 

Duyguların Simyası

Ön kapak

 

Duyguların Simyası

Arka Kapak

 

 

Yazar: Dilek

Okumayı, yazmayı, gezmeyi, yürümeyi, yüzmeyi, insanları gözlemlemeyi, yemek yapmayı severim. Değişimin kendisi olmak, hep daha iyiye doğru ilerlemeye çalışmak idealim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s