kitabimdakumlarvar

Okumak zamanla sınırlı, yazmak hayal gücü ile sınırsız

Zemberekkuşu’nun Güncesi

Yorum bırakın

Dünyanın zembereğini kurmak kimin işi…

Dünyanın zembereği zaten kurulmuş, hayatımızda olma ihtimali olan şeyler zaten çok önceden belirlenmiş. Biz sanıyoruz ki, elimizden bir şey gelir ve değiştirebiliriz.

Doğruyu söylemesi, ‘ben’ değiştirebileceğimi sanıyordum. Değiştirebilirim, başıma gelecekleri kontrol edebilirim sanıyordum. Ama edemem. Bilmiyorum ki, hangi adımı atarsam arkasından ne gelecek. Hayatımı satranç oynar gibi oynayamam. Kuralları belli olsa da sınırları belli değil. Satrançta iki kişisin ya hayatta…Zemberekkuşu’nu okuduğum süre içinde başıma gelecekleri bilsem okumazdım. 724 sayfa dile kolay.

İşini keyfe keder bırakmış, hayatını tek düze yaşayan bir adamın hikayesini okurken, kendimi birden onun hayatını yaşarken buldum. Okuyorum, anlıyorum, hissediyorum, yaşıyorum. İşini bırakıyor, kedi evden kaçıyor, karısı evi terk ediyor, hayatına falcılar giriyor, para kazanmak için doğa üstü güçler kullanıyor, bu dünya ile öbür dünya arasında gidip geliyor. Boyut değiştiriyor, rüyalarının anlamını bulmaya, kendi yolunu bulmaya çalışıyor. O sonunda düze çıkıyor, ben de ‘evet hayat bu’ diyorum.

Hayatta olan, olma olasılığı olan şeyleri hep korku ile karşılamaya, tedbirli olmaya, dikkatli olmaya alışmışım. Kontrolümü kaybedersem biterim. Sanıyorum… Öyle sanıyorum. Öyle sanırken bir bakıyorum ki, ben mükemmeliyetçiymişim. Sanki mükemmel olmak mümkün, mükemmeli beklemek doğruymuş gibi.

Kitap, okuma sürecim boyunca hayatımla paralel seyretti…Adam bunalımdaydı, bunalıma girdim. Kuyunun dibine indi, orda bekleyip kendini bulmaya çalıştı, ben kendimi doğa gezisine verdim, ancak bir mağarada yarım saat geçirdim kendime geldim, ben oldum yeniden. Öbür dünyaya gitti, rüyalar gördü, ben rüyamı gerçeğimi karıştırdım.

Her kitapta böyle olmuyor, her yazar böyle hayatı yazamıyor. Kıyaslamak gerekirse, Sahilde Kafka’ya göre okuması çok daha kolaydı, dili daha kolaydı. Benim yazdıklarına yakın eş zamanlı olaylar yaşamam tesadüfün ötesinde. İnandığın, düşündüğün enerjiyi çekersin dedikleri gibi bir duruma bağlanacak karmaşıklıkta aylarca süren bir kabus. Kitabı okudukça, adamın hikayesi çözüldükçe benim uykusuzluklarımın geçmesi masaldı. Okumanın üzerimdeki etkisini bilmiyormuşum. Okudukça düşüncelerimi toparladığımı, ayaklarımın yere bastığını bilmiyormuşum. Bana söylenenlerden ne kadar etkilendiğimi, kendi inançlarımı unuttuğumu bilmiyormuşum…Öyle yani ben kendimi tanımıyormuşum neredeyse. Sevdiklerine ölesiye bağlı, sevmediklerinden korkup onlara karşı tedbirler alan bir insanmışım ve sadece okumak beni dinlendiriyormuş.

Murakami hak etmiş mi ününü, etmiş. Bu okuduğum 3. kitabı. Adamın olayı sadece hayal gücü değil, sadece yazma yeteneği değil. İçinde bilgelik var, hayat tecrübesi var, olağanüstü bir gözlem gücü ve insanlık var. İnsanız. Tembel olabiliriz. İşsiz olabiliriz. Hayata baştan başlayabiliriz. Kendime hiç izin vermediğim konular. Ama hayat bu. Eğer bilmiyorsak, öğrenmek için okuyoruz. Sonra bir gün geliyor, onu yaşıyoruz.

 

Yazar: Dilek

Okumayı, yazmayı, gezmeyi, yürümeyi, yüzmeyi, insanları gözlemlemeyi, yemek yapmayı severim. Değişimin kendisi olmak, hep daha iyiye doğru ilerlemeye çalışmak idealim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s