kitabimdakumlarvar

Okumak zamanla sınırlı, yazmak hayal gücü ile sınırsız

Zorba

Yorum bırakın

Hangi ülkeye, kültüre merak salarsam, o ülkenin yazarlarını okuyorum. Japonların o minimalist, içe kapalı, olaylara büyük anlamlar veren tarzı benim hayatımı da etkiledi. Kendimde de, çevremde de mükemmeli aradım. Okuduğum japon romanları okuma esnasında memnun etse de, onlardan edindiğim fikirleri kendi hayatımda da doğru kabul etmek beni zorladı. Şimdi evde olan Fuminori Nakamura’nın kitabını elime almaya çekiniyorum.

Biraz Yunanistan’a yöneldim bu yıl. Önce Corelli’nin Mandolini, şimdi Zorba. Birbirinden iki farklı, iki yaşama sevinci dolu roman. Üstelik öyle çok iç ferahlatıcı şeyler de anlatmıyorlar. Buna rağmen, hayatı kolaya almayı, kendine yük etmemeyi, tatlı hayatı görebiliyor insan.

Zorba’yı okumaya ilk başladığımda böyle sakız gibi uzayacak, buram buram ve bıktırana kadar ‘hayat güzel ye iç eğlen dostum’ mesajı verecek bir roman sandım. Öyle çıkmadı. Başladım ve hiç takılmadan sayfalarca okudum her elime aldığımda. Ne konu bölündü, ne kelime, cümle kopuklukları oldu, aktım gittim romanla birlikte. Kitabı bitirince Nikos Kazancakis’in zamanında neden tepki çektiğini anladım. Neden nobel ödülü aldığını da anladım. Tarihi olayları, çalışma şartlarını, aşkı, kadınları, inanç konularının hepsini öyle güzel öyle güzel eleştirmiş ki Zorbayı ve kağıt faresini anlatırken. Bundan 10 sene önce okusam verdiği mesajları anlamazdım dedim kendi kendime. Örneğin hayvan sömürüsü ve emek sömürüsü şu 10 senede yaşadıklarımla aklımı meşgul etti. Öncesinde bir ‘cahilcik’mişim. Biraz detay vermek gerekirse; Kazancakis bir yemek sofrasını anlatırken, bir domuzun yumurtalarını hayvan canlıyken kestiklerini, sonra hayvan yanlarında dolaşırken onun yumurtasını keyifle yediklerini anlatıyor. Bu sahne öyle bir şey ki…Bugün toplumda vejetaryen, vegan insan sayısı bu kadar artmışken bile her okuyana dokunmayabilecek bir şey. En nihayetinde bizler de kurban bayramında sabah başını okşadığımız koyunu, kestirip, iki saat sonra kavurmasını yiyoruz. 1950’lerde Kazancakis’in mesajını kim ne kadar nasıl anlasın? O zamanın insanları daha aptal değillerdi, nobel ödülü verenler de ne yaptıklarını biliyorlardı evet, fakat bu kitap halkın onayını alamamıştı. Okunmaya kesinlikle değer. Merak edenler filmini izliyim derse, ben derim ki, izleme. Kitabı oku. Kazancakis’in o anlatımı, dinle, kadınlarla, erkeklerle dalga geçişi filmle anlatılamaz.

dsc_0392334659083896669662.jpg

Yazar: Dilek

Okumayı, yazmayı, gezmeyi, yürüyüş yapmayı, yüzmeyi, insanları gözlemlemeyi, yemek yapmayı severim. Değişimin kendisi olmak, hep daha iyiye doğru ilerlemeye çalışmak idealim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s