Sineklerin Tanrısı

Sineklerin Tanrısı, William Golding tarafından yazılmış ve yazara 1954 nobel edebiyat ödülünü kazandırmış bir alegori. Atom çağında savaş bölgesinden güvenli bir bölgeye kaçırılan İngiliz çocukların uçağı düşüyor, yaşları 6 ile 12 arasında değişen çocuklar cennet adası ya da mercan adası diyebileceğimiz bir adada hayatta kalmaya çalışıyorlar.  Kitapta büyüklerin dünyasında yaşananlar küçüklerin dünyasına aktarılıyor. Golding açıkça bir kurumu ya da kişileri eleştirmiyor. İngiliz hayat tarzını çocukların dış görünüşleri, konuşmaları ve kavgalarını genel toplumsal yapının çarpıklığını vurgulayarak aktarıyor.

Kitapta olaylar çocukların adaya düşmesi ile başlıyor. Çocuklar büyüklerden gördükleri gibi organize olabilmek için 12 yaşındaki Ralph’i şef olarak seçiyorlar. Çünkü ilk kez Ralph denizde bulduğu bir deniz kabuğunu öttürerek bütün çocukları topluyor. Burada ilk bakışta yönetim için seçtiğimiz kişilerin kim olduğunu ne yaptıklarını ve ne vaad ettiklerini düşünmeden seçimlerde bulunduğumuzu görüyoruz. Sonra kafası daha iyi çalıştığı halde fiziksel özelliklerinden dolayı dışlanan Domuzcuk’u, iyiliğinden dolayı bastırılan Simon’u, vahşiliğinden dolayı kendi şefliğini ilan eden Jack’i ve katil Roger’i görüyoruz. Küçük canavarlar zamanla adayı altüst ediyorlar. Kötü büyükler küçükleri yönetebilmek için gerçekte olmayan bir canavarı kullanıyorlar. Küçüklerin açlığından, cahilliğinden, güçsüzlüğünden faydalanıyorlar. 

Okurken hem Birleşmiş Milletlerin kuruluşunu hem İngiliz sömürgeciliğini düşündüm. 66 yıl önce yayımlanan roman bugün hala geçerli, hala hayatımız aynı kurallara ya da kuralsızlık ve kanunsuzluklara göre şekilleniyor.  

Okuduğum diğer nobel ödüllü yazarlara ve kitaplara kıyasla, Sineklerin Tanrısı’nın daha çok okunduğu ve daha çok yorumlandığı izlenimine kapıldım. Kitap Good Reads’te ve WordPress’te çokça yorumlanmış, bazıları kitabı dört kez okumuş. 

Bana kalırsa Golding’in yazımdaki başarısının arkasında hayat tecrübesi ve yazarlık dışında bir mesleğinin (öğretmenlik) olmasının etkisi var. 250 sayfalık kitap okuru zorlamıyor, birbiri arkasıra gelişen olaylar merakı canlı tutuyor ve tek seferde uzun uzun betimlemeler yapılmadan karakterler ortaya çıkıyor. Golding görüşlerini okuru herhangi bir ikileme sürüklemeden, soru cevap oyunları ile, bilinmezliklerle yormadan aktarıyor. 250 sayfa bittiğinde dünya üzerindeki genel adaletsizliği görüyoruz. Bana dokunan konu hep aynı oluyor; zaman geçiyor ancak biz toplum olarak bir arpa boyu yol alamıyoruz. Hep aynı olayları yaşıyoruz. Çünkü insanlar değişmiyor ve mevcut – yanlış – bilgilerini bir sonraki nesle aktarıyorlar. Bu kitabı okuyan biri bugün İngiltere’de neden hala bir kraliyet ailesi kavramının olduğunu, neden hepimiz gibi olan insanlara bir kesimin hayranlık duyduğunu daha iyi anlar. 

Son zamanlarda İngiliz edebiyatının farklı türleri ve dönemlerinden okuduğum için bildiğimiz yanlışların İngilizler tarafından da bilindiğini görmek hoşuma gitti. İngilizler eserlerini kitlelere duyurabiliyor. Bir adada yaşayan insanların sosyal hayatı Anadolu insanı tarafından da biliniyor. Sarışın, eli yüzü düzgün, haftasonu Midillisi ile dolaşan çocuk Ralph, kabul gören İngiliz tiplemesi olarak ifade ediliyor. Bu tipleme romanda her ne kadar övülmese de, en nihayetinde okunduğu yörelerde İngilizlerin daha üstün daha varlıklı bir hayatı olduğu izlenimini yaratıyor. Ralph’e kıyasla Anadolu’da at binen bir çocuk mutlaka başla türlü anlatılır ve yazılırdı.

Sineklerin Tanrısı en başta İngilizleri eleştirdiği halde yazar görüşlerini ifade ettiği için  kötü tecrübeler yaşamak zorunda kalmamış. Yazar olarak tanındıktan sonra öğretmenliği bırakıp 5 kitap daha yazmış. İngilizleri ne kadar eleştirsek de Sineklerin Tanrısı’nın İngiltere’de okullarda okutulmasını toplumsal değerlerin yükseltilmesi ve birlikte daha barışçıl bir ortamda yaşamak için bir adım olarak görebilir, eleştiri kültürünün gelişmesini sağladığını söyleyebiliriz. Eğitim çağındaki çocuklar mutlaka iyi ifade edilmiş metinleri okuyarak kendilerini ifade etmeyi ve savunmayı öğrenirler. Bu da İngilizlerin tipik bir davranışı olsa gerek ki, kitapta da çocukların çokça toplanıp konuşması ancak iş yapmaya gelince herkesin oyuna dalması konu ediliyor. Yine kıyaslama yapacak olursak, buradan neden İngilizlerin diplomaside geliştiğini, Türklerin ise konuşmayı bilmediğini ancak üretken olduğunu çıkarabiliriz. 

Son olarak romanın beğendiğim bir diğer yanını söylemek istiyorum. Kitap Mina Urgan tarafından tercüme edilmiş. Okurken tek bir yerde bile yazım ve ifade bozukluğuna rastlamadım. Sineklerin Tanrısı başından sonuna zihni çalıştırarak ilgi uyandırarak okunuyor. Mutlaka okunması gereken bir eser. 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s