Uğultulu Tepeler

1800’ler İngilteresi, Victoria Dönemi benim için çok bir şey ifade etmiyordu bugüne kadar. Ancak son yıllarda sürekli okuduğum yazarlardan, bildiğim kalıplardan uzaklaşmak isteyince bir elim Emily Bronte’nin Uğultulu Tepeler’ine gitti. 

Bronte kardeşler; Elizabeth, Charlotte ve Emily Bronte İngiltere’de kadınların meslek olarak sadece dadılık ya da öğretmenlik yapabildikleri günlerde eserlerini takma adlarla (erkek isimleri ile) yayınlamışlar ve ün kazanmışlar. Üç kız kardeşin hayatı hastalıklarla, kısıtlı bir alanda okuyarak ve yazarak, doğa ile mücadele ederek geçmiş. Uğultulu Tepeler’in önsözünde Emily Bronte ve kardeşleriyle ilgili bu bilgiyi çevirmen okumaya hazırlık olarak romanın başında vermiş. Bu sayede roman karakterlerini ve yazarın ne kadar ‘büyük’ bir yazar olduğunu anlamak en başından kolaylaşıyor.

Uğultulu Tepeler ana karakter Heathcliff’in Uğultulu Tepeler’e gelmesi ile başlıyor ve başından sonuna yaklaşık 40 yıl gibi bir zaman diliminde geçiyor. Heathcliff’in bitmek tükenmek bilmeyen hırsı, nefreti, aşkı okuru kitaba bağlıyor. Onu sevmesek de Romanda 19. yüzyıl İngiltere’sindeki varlıklı ailelerin yaşam koşullarını, hayatın ne kadar dar bir alanda geçtiğini ve hayatın bugüne kıyasla ne kadar zor olduğunu izliyoruz. Yazarın anlatımı bu gotik hikayeye can katıyor. Yazar tüm duyguları belirli bir çerçevede ve insanın basitliğinde, duygularının doğa ile bir oluşunda toparlıyor.

Doğrusu şu ki, romanın sonunda Virginia Woolf tarafından Bronte kardeşlerin eserleri için yapılan eleştiri kitabın sonundaki hislerimi ifade etmeme yardımcı oldu. Ana karakter Heathcliff ve Christine duyguları üzerinde kontrolleri olmayan, duyguları tarafından yönetilen kişiler. Kimse onların tabiatlarındaki vahşiliği, huysuzluğu bastıramıyor, değiştiremiyor.

Yazar Emily Bronte Haworth adındaki kasabada yaşamış. Onun ve kardeşlerinin eğitimini babaları üstlenmiş. Üç kız kardeş vakitlerini okuyarak ve yazarak geçirmişler. Hayatın içine karışıp tecrübeler edinememişler ve her biri erken yaşta vefat etmiş (Emily Bronte, 30 yaşında). Emily Bronte’un bulunduğu koşullar içinde yazdığı roman yeteneğini ve ne kadar güçlü bir hayal gücüne sahip olduğunu gösteriyor. Bronte kardeşler çok az insanla muhatap oldukları halde insanların zayıf yanlarına hislerine hakim oldukları duyguları ve çalkantılı düşünceleri ince ince, birinden diğerine atlamadan ifade ettikleri için eserleri şaşılacak kadar iyi olarak değerlendiriliyor. Üç kız kardeşin evlenmediği biliniyor. Bana kalırsa Emily Bronte kendisi aşkı ve kadın erkek ilişkisini tecrübe etmediği için romanın aşka yönelik kısmı yaşanmak istenen ama hiçbir zaman tam anlamıyla karşılıklı yaşanamayan bir duygu olarak kalıyor. Buna karşın öfke, kin, kıskançlık, hırs, düşmanca davranışlar, din kitaplarının kullanımı ve okuma yazmayı bilmenin o dönemde insan hayatı üzerindeki belirleyiciliği çok net anlatılıyor.

Uğultulu Tepeler karanlık bir hikaye anlatıyor (Gotik roman deniyor). Buna rağmen kasvetli değil ve okuma zevki veriyor. Bana yaşattığı duygulardan, kimi zaman kendi hatalarımı görmemi sağladından olsa gerek, kitaplığımda görünce olumlu hislerle hatırlıyorum. Bir yandan da Heathcliff’in bitmeyen nefretini düşününce yürek sızısı hissediyorum. Bir yanda okuduğum Nobel ödüllü yazarlar, çok okunan yazarlar, bir tarafta Emily Bronte’un Uğultulu Tepeler’i. Bu kitap okurken edebiyattan zevk almayı sağlıyor. Hızlıca bir fikri aktarmaya çalışmıyor. Sonsuz zaman içinde insanın doğasını işliyor. Bugün iyi ki okumuşum diyorum. 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s