kitabimdakumlarvar

Okumak zamanla sınırlı, yazmak hayal gücü ile sınırsız


Yorum bırakın

Merdivenlerdeki Kadın

Tam Türkçeye tercüme edilmemiş kitapları Türkçe bir edebiyat bloğunda anlatmanın manası yok, artık almanca yazayım diyordum ki, Merdivenlerdeki Kadın’ın 2016’da Türkçe olarak Doğan Kitap tarafından yayınlandığını gördüm.

Merdivenlerdeki Kadın, Bernhard Schlink’ten, dünyaca ünlenmiş Okuyucu’nun yazarından yeni sayılabilecek bir kitap. Mannheim’daki kitapçıda Bernhard Schlink’in kitapları göz önünde yerlere konuyor. Belki de beni Diogenes Yayınevi’nin beyaz kapaklı kitapları çektiği için bana göz önünde geliyordur diyeceğim ama değil. Okuyucu Amerika’da satış listelerinde ilk 30’a giren ilk alman kitabıymış. Aldığı ödüller de cabası. Bernhard Schlink kendi halinde görünmekle beraber, başarılı hikayeler çıkaran bir adam. Hukuk geçmişi olan ve yıllarca yargıçlık yapan Schlink’in her kelimesi yerinde ve ölçülü. Okumayı seven biri konusuna bakmadan herhangi bir kitabını alıp rahatlıkla kitapçıdan çıkabilir, pişman da olmaz. Aynı zamanda dilinin de çok anlaşılabilir ve sade olduğunu düşünüyorum (ki bu edebiyatçılar arasında bazen mumla aranan bir özellik oluyor).

Merdivenlerdeki Kadın’ı bir yıl kadar önce almıştım. Kafam rahat olan bir zamanda keyif için okumak üzere bekletiyordum. Çok da iyi yapmışım. Paul Auster’ın bitmeyen 4321’inden sonra okunması kolay geldi. Üstelik uygulamada yaşlı erkeklerin ağzından anlatılan hikayeleri okumakta zorlanıp, genelde okumaktan vazgeçmeme rağmen.

Merdivendeki Kadın’da hikaye çok basit bir düzlemde kurulmuş. Bir tablo, resmi yapılan kadın, ressam, ressamı yaptıran adam ve avukat. Erkeklerin üçünün de kadına aşık olmaları veya aşık olduklarını sanmaları ama aslında kendilerini kadın üzerinde gerçekleştirmekten, onu hevesleri için kullanmaktan öte geçmemeleri… Yıllar sonra tekrar karşılaşan insanların 70 yaşında olmalarına rağmen ilişkilerindeki tavırlarının, kadına karşı tutumlarının aynı olması ve aslında hiç bir şeyin değişmemesi, yokluklarının varlıklarından iyi olması…

Hikaye böyle basit olmasına rağmen, olayın Avustralya’da geçmesi, içinde 70 yaşında bir avukatın bilgeliğini taşıyan, hayatın anlamına dair anlatımların olması stressiz bir okuma sağlıyor.

Hayatta neleri riske ederiz, neye başarı deriz, ne zaman mutlu olduğumuzu düşünürüz? Bu sorular tek sırada sorulduğunda çok sıkıcı gelebilir, bunu mu okuyacağım denebilir belki. Ama bunlar okuma esnasında olayların içinde, yaşanmışlıklarla, farkına varmalarla zorlamadan geliyor. Hayatın anlamını sorgulatmıyor. O yüzden hiç de sıkıcı olmuyor. 244 sayfayı çok kısa sürede bitirdim. Sanırım 12 gün içinde parça parça okudum, öyle çok da vakit ayırmadan, bir baktım sona gelmişim.

Kitabı incelemek için şuraya bir tık  ->  Kitap Yurdu

DSC_0120.JPG