Deniz Kurdu

Deniz Kurdu’nu aylar önce Isparta’dayken aldım, okudum. Onu okuyana kadar uzunca bir süre zihnim sevdiklerimin sağlığı, ölümü ve ölüm korkusu konularıyla meşguldü. Gereksiz endişeler, birlikte vakit geçiremediğim, yanında olamadığım sevdiklerimden aniden ayrılma korkusu hayattan keyif almama engel oluyordu. Elimde olmayan, asla önceden bilemeyeceğim şeylerle kafamı meşgul ediyordum. Deniz Kurdu’nu okumak beni o yüksek edebiyat, aşırı duyarlı ve ince fikirli, empatik insan dünyasından çıkardı.

Deniz Kurdu’nda hikayeyi anlatan Humphrey bir edebiyat eleştirmeni, varlıklı bir aileden geliyor, sınırları var ve hayatını genel olarak ufak tefek kaygılarla laf atışmaları ile geçiriyor. Bir deniz kazası sonrası Kaptan Wolf Humphrey’in hayatını kurtarıyor ve onu bırakmıyor. Bundan sonra Humphrey’in zamanı kendini Wolf’un gemisindekilere ispat etme ve hayatta kalma çabası ile geçiyor.

Bu romanı okurken beni iç dünyamın derinliklerinden çıkaran, korkularımın üstünü çizmemi sağlayan Kaptan Wolf’un ölüme karşı umarsızlığı, onu su içmek kadar doğal görmesi ve korkmaması oldu. Korkunun ecele faydası yok. Zevkin sefanın sonu yok. Romanda vahşiliğin ve acımasızlığın insanlıkla birleştiği yerde edebiyat var. Kabalığın arkasında da edebi zeka, büyük düşünürlerin hayata bakışı var.

Japon yazarlar hayatı ince ince yazarken, detaylara dikkat eder, olaylar üzerinde dururken, Jack London maceraları çok uzatmadan heyecanı merakı koruyarak anlatıyor, hayatı basitleştiriyor. Bazen bir olayın arka planını daha çok bilmek isterken o lafı uzatmıyor. Diğer yazarların yarattığı derin düşünme, sorgulama alışkanlığını bir anda yerle bir ediyor. Kaba kuvvetin hüküm sürdüğü, insanın hayvanları avlayıp ticari amaçla kullandığı ve sömürdüğü bir dünyada ne inceliği? İnceliğe yer yok. Düşünen değil saldıran, doğru davranmaya çalışan değil uyanık olup karşısındakini tuzağa düşürenin karnı doyuyor. Olaylara anlam yüklemek, üzerinde durmak sadece yoruyor. Politik çıkarımlar yapmadan vahşeti gözler önüne seriyor ve mesaj vermiyor. Ne olursa olsun önüne ve ileriye bakacak düne takılmayacaksın. Söz konusu kendi sağlığında olsa, acıyı yaşayacaksın ve geçecek. Fiziksel acı fiziksel olarak kalabilir bu ruh hastalığına dönüşmeyecek. İnsanın insan tarafı ve maddi yanı birbirinden ayrı olacak.

 

Kitapların iyileştirici gücüne inanıyorsak eğer, Jack London’ın sağlıklı bir dünya görüşü olduğunu bilip, onu okuyarak maceradan maceraya koşabilir, hayatı daha kolay yaşayabiliriz. Yaşamdan, okumaktan zevk almak istiyorsak, okurken günlük hayatı unutmak istiyorsak, Jack London ideal bir yazar.